30 Aralık 2008 Salı

şiir(alıntı)

BİR YILIN SON GÜNLERİ

I.
bir yıl daha bitiyor
işte bu kadar duru,bu kadar yalın
bu kadar el değmiş
sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri
her sonda,her başlangıçta ve her defasında
alır gibi başkasını karşımıza
perdeler çekip,ışıklar söndürüp
oturup yatağın içinde bir başımıza
sorgulamak kendimizi
öğrenmek ikizin anadilini,ikinci belleğimizi
öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
bu aynaların dehlizlerinde gezinirken görürüz
karanlık günlerimizin kenar süslerini

biterken yılın son günleri
biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini
gençlik ikindilerini
kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.

II.
bir yıl daha bitiyor
düşlerim ,tasalarım,yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden
bana mı öyle geliyor
yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
insan yaşlanırken?

III.
kırdım mı incittim mi birilerini
kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
kendimi yineledim mi yazdıklarımda?
yeniden düşünmeliyim
dostluklarımı, ilişkilerimi
dağınık yatağım,mutsuz yatağım
çoğalttım mı eksiklerimi?
gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
borçlarımı ödedim mi?
doğru seçtim mi soruların fiillerini?
tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
geri verdim mi aldıklarımı:
aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
yokladım mı duygularımı
hala sevebiliyor muyum insanları?
ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları
saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
hançer kıvamındaki o karamizah tadını
şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a
sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama
yeni bir yıla
ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda
bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta

IV.
ey uzak akrabalarım,
üvey aşklarım
mevsimsonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
gece telefonları, ıssız konuşmalar
mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
bırakılmış mektuplar
ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık
ey hayatıma girenler ve çıkanlar
uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey

o kadar çok anlattım ki
kendime kaldım anlatmaktan
bunaldım kendiyle boğuşmasını
başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,ofset duyarlıklardan
çeyrek aydınlanmalardan,bunalım tüccarlarından,türkçe sözlü
azgelişmişlik aranjmanlarından usandım artık
kaç zamandır bir ermiş dinginliği havalandırıyor dizelerime
açılan pencereleri,
durup bakıyorum akşam sularında zaman kavramlarına,zamanı düşünüyorum;koyuluyorum
anlamını yitiriyor "şimdiki zaman"ın boşyücelikleri,tarihin unutkan sayfalarındaki mürekkep lekeleri
işimin başına dönüyorum içimde ıssız bir gönül erinci

kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" yada "dünya görüşünün" kirletmediği

kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.

Murathan Mungan/mırıldandıklarım kitabından

29 Aralık 2008 Pazartesi

---

göreve başlamam yılbaşı sonrasına kaldı...
oysa ben bu hafta çalışmaya başlarım diye düşünüyordum...
üzüldüm mü?
tabii ki üzülmedim...

dersi boş geçen öğrenci gibiyim şimdi...
ohhhhhh...


bu gece de geç yattım...
sabaha karşı yağmur sesiyle uyandım...
biraz dinledim...
sonra kalktım...
etrafı seyrettim...
sabahın bu saatlerinin güzelliğini hep es geçiyorum diye hayıflandım...

aaa...aklıma davlumbaz geldi...
acaba dedim...
hayır...
akmıyorrrrr...
gülmeye başladım kendi kendime...

ustalar ...

ahhh şu ustalar...
beni paranoyak yaptılar:))

25 Aralık 2008 Perşembe

...

bazan...



şartları zorlamak gerekir...







23 Aralık 2008 Salı

hayret bişey...






8-9.katta bir evi su basar mı?
üstünde 2 kat daha olan,10 katlı bir binada,8-9.katı su basar mı?
basıyordu...
nerdeyse basıyordu...

2 gündür durmaksızın yağmur yağıyor...
eeee kış yağacak tabii...
küresel ısınma,susuzluk vs.düşünülürse yağsın da...
üstelik ben eskiden yağmuru pek sevmezken,son yıllarda acayip keyif alıyorum...
sıcacık evde,yanımda içecek bir şeyler...
cama vuran yağmur sesi,dışardan gelen rüzgar çanı sesi...
ohhhh...pek hoşuma gidiyor...
gidiyorduuuuuu ki...

eşcik mutfağa girdi...
bir kıpırtı ,bir telaş...
hemen yanında bittim...

o da ne??
davlumbazdan aşağıya süzülen yağmur suları,ocağın üstünden eviyeye doğru yol almakta...
tezgahın üstünde küçük bir gölcük oluşmuş bile...

allahtan evdeyiz,farkettik yani...
hemen havlular falan ortalık kurulandı...
ocağın üstü kapatıldı...
ama hala süzüm süzüm süzülüyor yağmur suları...
davlumbaz söküldü...
bu sırada eşciğin eli kesildi...
davlumbazın borusundan mı,çatıdan mı sızarak geldiği bilinmeyen yağmur suları,
süzülmeden geçtik akmakta artık şakır,şakır...
vileda kovasını koyduk altına:)
homurdandım önce...
ben homurdandıkça,eşcik sinirlendi...
gülsem mi,ağlasam mı garip bir durum...
üst kata çıktı komşularda da kovalar koyulmuş:))
yağmur suyu topluyoruz ...
şaka gibi....


yağmur suyu topluyoruz diyince...

biz çocukken yazları yaylaya gidilirdi..
ve o dönemlerde çok yağmur yağardı,şimdilerde yazın yaylaya bile yağmur yağmıyor...
yağmurda kazanlar, kovalar kenarlara dizilir yağmur suyu toplanırdı...
banyoda bile kullanılırdı toplanan sular...
saçları ipek gibi yapardı...
hey gidi günler heyyy...

yarın yine bir dolu usta ...
bir dolu tamirat...

şu anda akmaya devam ediyor...
kovaya damlayıp duruyor...
şip...
şip...
şip...
şip......

22 Aralık 2008 Pazartesi

bir film...

bir baykuşum ben...
ne kadar geç yatarsam,
ve tabii ki ne kadar geç kalkarsam o kadar iyi...
severim geceleri...

öğrenciliğim boyunca da geceleri ders çalışırdım...
sabah erken kalkıp ders çalışmak hiç bana göre değildi...
hala da öyleyim...

geçen gece...
tv de dolanıp dururken,bu filmin başladığını gördüm ve takıldım...
böylesi filmleri hep gece yarısından sonra yayınlamaları ne kötü...


mekanlar,çekimler,oyuncular,müzik...

ve aşk...

çok güzeldi...






ayrılış...

soğuk bir şehrin,sıcak bir ayında başlayan meslek hayatım,
sıcak bir şehrin, soğuk bir ayında noktalandı...

meslek hayatım ?
mesleğimi başka bir kurumda sürdüreceğime göre,
memuriyet hayatım böylece noktalandı demek daha doğru
olmaz mı diye düşündü kadın...

daha dün gibiydi göreve başlaması...


bilerek,isteyerek vermişti emekli dilekçesini...
peki ama içindeki bu garip burukluk hissi,boğazındaki bu yumru da neyin nesiydi şimdi?

dolaplarını boşalttı...
içindekileri hiç bakmadan çantalara doldurdu...
eğer bakarsa işin uzayacağını biliyordu...
çantalar boşaltılırken elden geçirilicek bir dolu eşya...

severdi aslında dolap köşelerinde kalmış notları,kağıtları elden geçirmeyi,unutulmuş süpriz şeylerle karşılaşmayı...

çantaları arabaya bıraktı...

evrakları hazırlanmıştı...
imzaladı...

arkadaşları,özellikle sevdikleri ile vedalaştı...
bir dolu öpücük...
bir dolu iyi dilek...

kapıdan çıktı...
yağmur...
yağmur yağıyordu...
aldırmadı yağmura,elindeki şemsiyeyi açmadı...
geriye dönüp baktı...
arabaya atladı...

yeni bir yol...
yeni bir yıl...
yeni bir iş onu bekliyordu...

gülümsedi...








19 Aralık 2008 Cuma

aradaki fark...

dün akşam izlediğim bir film...







'kadın: seviyorum,öyleyse varım...


erkek: seviliyorum,öyleyse varım...'

















-----------

alıntı filmden...

resim netten...





18 Aralık 2008 Perşembe

bayram ve sonrası...

beklenen bayram konukları geldi...

güneşli ama soğuk geçen bayramda birlikte güzel zamanlar geçirildi...

hasret giderildi...

yendi,içildi,gezildi...



bir yandan herkesin gözü hava durumunda idi...

dönüşte hava nasıl olacak?

araba ile gelen konukların 12-13 saatlik geri dönüş yolculuğu nasıl geçecek?



bir yandan da kafamın bir köşesinde, bayram sonu yapılacak tetkikler vardı hep...

bayram boyunca...

bu konu da kimseye birşey söylenmedi...



bayram böylece geçti...

konuklar korkulanın aksine rahat bir yolculukla yerlerine ulaştı...



hemen bayram sonu hastaneye gidildi...

tetkikler yapıldı veeee normal çıktı...


bayram buydu işte...

sadece bu...

sağlıklı ve sevdiklerinle birlikte olmak...

6 Aralık 2008 Cumartesi

bayram

tam bir ilkbahar havası...
bu yıl havalar iyi gidiyor...
soğuk sevmeyen biri olarak son derece memnunum bundan...
ama...
küresel ısınma düşündürüyor beni...
...........


bizimkiler yolda...
bayram tatili için geliyorlar...

yolda birileri olunca geriliyorum,özellikle bayram vs.gibi dönemlerde...
bu tür konularda kendi adıma ne kadar cesursam,yakınlarım adına o kadar endişeliyim...
akşama burada olacaklar...
bayram boyunca beraberiz:)
yehhooooooooooo


yıllarca her tatilde,özellikle uzun bayram tatilerinde hep görevliydim...
sonunda kurtuldum.......
nöbet yok!
icap yok!
inanamıyorum...
ne güzel bir duygu buuuuuuuu...

bayramın ve sevdiklerimle birarada olmanın keyfini çıkartacağım...

5 Aralık 2008 Cuma

.....

bu geceden daha fazla keyif alabilirdim...


-dün akşam kafama takılan sağlık probleminin paniği ile sabaha kadar uykusuz kalmasaydım...

-sabah erkenden kalkıp,hastaneye gitmek zorunda olmasaydım...



-muayene sonucu ileri tetkik gerekmeseydi...

-tetkikleri yaptırmak için araya 10 günlük bayram tatili girmeseydi...

-sağlıkla ilgili biran önce kafamı tam olarak rahatlatacak sonuçlar alabilseydim...

-akşama gelecek konuklar için hazırlıklar olmasaydı...

-konukların çocukları cozutmasaydı...

-susamlar etrafa dağılmasaydı...

1 Aralık 2008 Pazartesi

tamir-temizlik

6-7 ay oldu bu eve taşınalı...
yerleşildi...
hala teknik sorunlar bitmedi...

temizlikten önceki gün tamir vs. yapılmasından yanayım...

ama ne mümkün...

her temizlik gününün akşam üstü,
bir,hatta birkaç usta evde...
usta gider,
arkalarından tekrar temizlik derdi...

bugün sabah her ikisi birden başladı...

elektrikli süpürge sesi,matkap sesi birbirine karıştı...
sesleniyor ustanın biri şimdi...
-çek kabloyu halil abi çek...
halil abi kablo çekiyor ,ben ya sabır...


ne kadar sürer bir eve tam anlamıyla yerleşmek ki???

26 Kasım 2008 Çarşamba

bir ev hikayesi...

yıllarca yatılı okul,lojman,misafirhane de yaşananlardan sonra,
güzel bir ev istiyordu...
kendince döşeyeceği...

öğrenciyken bir evde kalmıştı,üç arkadaşıyla birlikte...
sıradan,sıkıntılı dönemlerin geçtiği bir öğrenci evi...
sıkıntılıydı evet..
ama sıradan?
geriye dönüp bakınca...
bir dolu güzel anı geldi aklına ...

ilk çalıştığı şehirde yaşadığı lojman...
evdi işte...
üstelik tek başına kalıyordu...
neredeyse 11 ay soba yakmak gereken bu şehirde,3 oda 1 salon evin bir odasına tıkılıp kalınca...
zorlanmış,tek başına bir evde olmanın keyfine varamamıştı yeterince...





şimdi tayin yazısı elinde,sakarya caddesindeki pikniklerden birinde oturmuş,birasını yudumlarken bunları düşündü...
bir yandan da kızarmış patatesleri atıştırıyordu...

gideceği şehiri hiç bilmiyordu...
ama bir arkadaşından orada yaşayan akrabalarının adresini almıştı...
üstelik o akrabalar onun için birkaç ev bulmuştu...


gece boyu yolda olacaktı, o evleri görmek ve birini kiralamak için...

garip hisler içindeydi...
biraz heyecan,
biraz korku,
biraz merak...



sabah otobüsten iner inmez ilk hissettiği kırbaç gibi bir rüzgardı...
paltosunun yakasını kaldırıp,sıradaki ilk taksiye yöneldi...
aldığı adresi söyledi,sırtını koltuğa iyice gömüp etrafı izlemeye başladı...
kısa bir süre sonra,taksi sarsılarak durdu...

yavaşça taksiden indi...
bir mobilya dükkanıydı önünde durdukları yer...

içeriye seslendi...
bir adam çıktı...
arkadaşının adını verince,neşeyle elini uzattı adam...
içeriye girdiler...
yoğun bir sigara dumanı ve sıcacık havaydı ilk hissettiği...
sobanın başına oturdu...
sohbet eşliğinde çayını içti...

sonra...
belirlenen evleri gezdi...
cadde üstü olsun dedi...
bir de kaloriferli...


severek oturduğu ve
hiç unutmadığı ilk evini böyle kiralamıştı...

24 Kasım 2008 Pazartesi

...

koşulları nedeniyle okuyamamış bir ana-babanın kızı o...
okutmak için herşeyi yapmaya hazır bir ana babanın...
çalışkan bir kız...
gelecek vaadettiği söylenirdi hep...

ama...
kısa yoldan hayata atılsın istiyor aile...
başka çocukları da var...

böylece öğretmen okulu yolu açılıyor...
soğuğu,karı,buzu ile ünlü bir şehire gidiliyor...
soğuğu hiç sevmez...
henüz bilmiyor ülkenin neredeyse her soğuk şehrinde yaşayacağını ilerde...
öğretmen olmak için yola çıkıp,öğretmen olmayacağını bilmediği gibi...

yatılı okul ...
çocuk yaşta hem de...
sabah etüdleri...
en kötü beyaz peynirlerin,siyah zeytinlerin olduğu sabah kahvaltıları...
döne döne aynı yemeklerin piştiği yemekhane...
1 haftalık yemekhane nöbetleri...
dersler...ders çalışmalar...
haftada 1 sinema keyfi,haftada 1 çarşı izni...
karatahta kenarına haftaiçleri beyaz,haftasonları pembe tebeşirlerle işaretlenmiş tatile,aileye kavuşmaya şafak saymalar...
değiş tokuş ile okunan kitaplar...
spor salonunda geçirilen zamanlar...
ille de halata tırmanmalar:)



son yılında okulun...
öğretmen okulları liseye dönüştürülüyor...
aile üzgün...
boş yere yatılı okuttuk diye...
boş yere mi gerçekten?


bir öğretmen...
İsmail Hakkı bey...
kızın da içinde bulunduğu 29 kişilik sınıfın hayatını tamamen değiştirecek birşey yapıyor...
her haftasonu kursa alıyor hepsini...
hiç bir ücret talep etmeden hem de...
bütün sınıf üniversiteyi kazanıyor...

İsmail Hakkı beyin hayatlarına damgasını vurduğu,
29 genç kız...

öğretmen olmak için yola çıkmışlardı...
şimdi çok çok başka alanlarda çalışıyorlar...


o kız İsmail Hakkı beyi hiç unutmadı...
hep şükranla andı...
tıpkı bugün andığı gibi...

20 Kasım 2008 Perşembe

tatil...

belgelerim henüz gelmedi...
ve yeniden izin aldım...
iznimin ikinci etabı...




izin= tatil demek...
tatil...
-zamanı düşünmeden yaşamak,
-gecenin tadına çıkarmak,
-sabah istediğin saatte uyanmak,
-evin keyfini çıkarmak,
-sevdiklerinle daha fazla zaman geçirmek,
-neredeyse '0' stresle yaşamak demek.....

yehhoooooooo

14 Kasım 2008 Cuma

çocuktum...

her çocuk kadar annesine düşkün bir çocuk...
sevilen,korunan,kollanan bir çocuk...

sonra bişey oldu...
anneye hastalık derecesinde bağlı bir çocuk haline dönüştüm...
buncaaa yıl sonra,hatırlıyorum...
hem de çok iyi hatırlıyorum o halimi...
sabah uyanır uyanmaz onu görmeliydim...
bütün gün annem görüş alanım içinde olmalıydı...
zordu,çok zor...
hem benim için,hem annem için...

gittikçe azalarak bu halimden kurtuldum...


yıllar sonra...
keşfedildi...
'ölüm korkusu',
'sevdiğini yitirme korkusu' olduğu...
ve kaynağı...


bir olay...o sıralar çok konuşulan ve sonra unutulup giden bir olay...


bir kadın...
genç...
evli...
iki çocuklu...
çocuklar 3-5 yaşlarında...
kadın hasta...kanser tanısı konmuş...
öleceği kesin...
ve kocasına eş,çocuklarına anne arıyor...
film gibi...
( geçen yıllarda böyle bir dizi de çektiler yanılmıyorsam...)
buluyor da...
kadın ölüyor...
kocası o bulunan kadın ile evleniyor...
çocuklar iyi bakılarak büyüyor...
tam da annelerinin istediği gibi...

10 Kasım 2008 Pazartesi

M.Makeba


yıldızlar yağsın üzerine mama Afrika...
---------------------------------
resim...www.lastfm.com

karar

uzun yıllar aynı yerde çalışacağımı sanıyordum...
iş değişikliği hiç gündemde yoktu...

çalıştığım sektörde herşey o kadar hızla değişti ki...
çember gittikçe daraldı...
daraldı...
daraldı...
ben gittikçe bunaldım...
bunaldım...
bunaldım...

her kararı enine boyuna düşünen ben...
benden beklenmeyecek kadar kısa sürede aldım bu kararı...

evet...
kararımı verdim...
dilekçemi yazdım...
iznimi aldım...

ohhhhhhhh...
beklemedeyim şimdi...
huzurlu,dingin bir bekleme süreci...

9 Kasım 2008 Pazar

yine bir dönüm noktasındayım...

düşünüyorum...
kaçıncı dönüm noktam bu?


bundan böyle içimi buraya dökeceğim...